FYODOR MİHAYLOVİC DOSTOYEVSKİ Etkisinde Bir Hikaye
…
İçime büyük bir taş oturmuştu. Acı
içinde gözlerimi açık tutmak mümkün değildi. Nasıl olmuştu da böyle bir duruma
düşmüştüm. İçimdeki ağırlık beni dibe doğru sürüklüyordu. Bir titreme ile
irkildim. Kapı çalmıştı. Acaba kimdi? Benim bu hale düşmeme sebep olan A. mıydı
yoksa? Kapıyı açmaya gücüm yoktu. Çünkü dün soğuk havanın da etkisiyle üşütmüş
çok yorgun bir haldeydim. İlaçlarımı ağzıma atacak kadar kuvvetli de değildim. Nefesim
kesilmişti.
…
Gücümü toplamaya çalıştım. Odada bir
sağa bir sola doğru yürümeye zayıf adımlarla devam ediyor bir yandan da kim
olduğunu merak ediyordum. Sonra odanın ortasında durdum.
…
Kapı ısrarla çalıyordu. Eğer
açmazsam menteşelerinden ayrılarak önüme doğru düşecekti sanki. Yâda bana öyle
geliyordu. Kapıyı açmalıydım. Üç dört dakika bu böyle devam etti.
…
Sonra uzun bir sessizlik oldu.
Hâlbuki açmaya o kadar da yakındım ki… Meraklandım. Hastalığımı unutturan,
sessizliği yaran sokaktan gelen satıcının bağırışı olmuştu. İlacımı içip
içmemek arasında gidip geldim. Önce kapıyı açmalıydım.
…
Kapının işlemeli kolunun bu kadar
ince bir işçilikle yapıldığını daha önce fark etmemiştim. Hâlbuki bu odayı tutalı
iki aydan fazla olmuştu. Pahalı bir yer
değildi. Bu büyük şehri tanımıyordum. Caddede gördüğüm el ilanı ile bulmuştum
küçük odayı. İnterneti yoktu. Biraz rutubetli idi. Uzaktan boğazı görüyordu.
Yada ben gördüğümü düşlüyordum. Astım bronşitli olduğum için aslında burası
bana iyi gelmiyordu. Ancak çok pahalı olmadığını söylemiştim. Bu benim için
önemliydi.
…
Kapıyı yavaşça açtım. Ortada
kimsecikler yoktu. Yalnız lavanta kokusu antreyi kaplamıştı. Bu kokuyu
çocukluğumda köyümüzdeki tarlalardan biliyordum. Lavantalar haziran ayında
çiçeklenir zamanla morarmaya yüz tutardı. Ağustos ayında da bu işle ilgilenen
köylüler hasadı tamamlarlardı. Hasadı yapılmadan yüzlerce meraklısı da bu eşsiz
görsel şöleni görmek için temmuz ayı içinde bu tarlaları ziyaret ederdi.
Bunların hepsi gözümün önünden geçti.
…
Koku beni geçmişime götürmüştü. Kokuların
insan psikolojisi üzerinde etkili olduğunu bir yazıda okumuştum. Lavanta için -mükemmel
bir gece uykusu için yanı başınızda bulundurabileceğiniz bu koku ile stres,
depresyon ve kas ağrısı gibi problemlerin önüne geçebilirsiniz- denmekteydi.
Derin derin içime çektim. Hasta
olduğum için koku yoğun gelmiş birkaç kez öksürmüştüm. Geçmişe dönüşüm bu öksürükle
kesilmişti. Gözlerimi açtım. Uzun, ince dar koridora da koku sinmişti. Etkilenmiştim.
İçimdeki lavanta kokusu odamın havasını da değiştirmişti.
Hoş kim olduğunu da bilmiyordum
ama bazı tahminlerim vardı elbette. Ancak şuan için bunun pek bir önemi yoktu.
Beni bulamayan yine gelirdi…
…
Uzun süre kapımın çalmasını
bekledim. Lavanta kokulu güzel bir kadının kapımı tıklamasını… Bu düşüncemin
utanç verici olduğunu fark ettim sonra. Düşüncemi kovmak için daha önce kapımı
vuranları aklıma getirerek uzaklaştırmaya çalıştım. Sucu, kargocu ve bir iki
arkadaşım bu süre içerisinde kapıma gelenlerden olmuşlardı. Onların da lavanta
koktuğu yoktu.
…
Üniversite yemekhanesinde sıra
beklerken bu kokuya benzer bir koku hissetmiştim sanki. Güzel Sanatlar
bölümünden öğrencilerin bulunduğu gruptu bu. Ama içlerinden biri beni ne diye
takip edecekti ki? Yoksa kaldığım yerin sahibesi miydi gelen? İlk ödemeyi banka
havalesi ile yapmıştım. İkinci ve üçüncüsünü ödememiştim daha. Evet, belki de
ödemeyi elden isteyecekti. Ama beni arayabilirdi. Tahminlerimde yanılmış mıydım
acaba? Bunu Tanrı bilecekti…
…
O gece ateşlendim. Nefes almakta zorlandım
açıkçası. İlaçlarım başucumda duruyordu. Hissettiğim nefes darlığı ile yatakta
doğruldum. Nefes açıcı ilacımdan iki doz aldıktan sonra kendime geldim. Mevsim
sonbahardan kışa dönüyordu ama o an için baharı hissetmiştim. Sağlıklı nefes
almak mutlu etmişti beni. Oda soğuk sayılırdı. Binanın ısıtma sistemi yanaklarımı
kızartan etkisini kaybetmişti. Bir süre daha bekledim. Sabah ezanı okunacaktı
neredeyse. Göz kapaklarım ağırlaştı. Aldığım ilaçların etkisiyle uykum gelmişti
artık.
…
Sabah telefonum çaldı. Kim
olduğunu telefonu kulağıma getirince anladım. Çünkü uyku sersemliğinden kimin aradığını
ekranda görememiştim. İlacımın etkisi azalmış, nefes alış verişim hızlanmış
birazda hırıltılı idi. Arayan babamdı. Hesabıma biraz para yatırmıştı. Açıkçası
çok mutlu olmuştum. Teşekkür edip hal hatır sorarak telefonu kapattım.
…
Annem yeni vefat etmişti.
Yalnızlığını sorup onu neden üzecektim ki? Zaten sesinden de anlaşılıyordu
annemi özlediği. Uzun uzadıya konuşmak istemedim çünkü benim de boğazım
düğümlenecekti.
…
Sonra aklıma annemle babamın yıllar
önce çekilmiş fotoğrafı geldi. Lavanta bahçesinde çekilmişti bu fotoğraf. Siyah
beyaz bu fotoğrafta ne lavantaların morluğu ne de kokusu vardı. Ancak anne ve
babamın yüzündeki ifadeden bunların tastamam olduğu anlaşılıyordu. Lavantanın
bu şekilde karşıma çıkması kafamı karıştırmıştı. Değişik duygular içindeydim.
…
Hızlıca hazırlandım. Kahvaltımı
üniversite kampüsünde yapmayı planlıyordum. Aslında canım istemiyordu da.
Sabahki derslere katıldıktan sonra öğleden sonra canım son derse girmek
istemedi. Öğle yemeğinde makarna vardı. Tatsız tuzsuz makarna sanki şu anki
hayatımı özetliyordu. Yaşıyordum ama heyecanımı kaybetmiştim. Oysa üniversiteyi
kazandığım gün müthiş bir sevinç kaplamıştı içimi. Ancak bu durum çok uzun
sürmedi. Birkaç gün sonra annemi kaybetmiştim. Canım annem mekânın cennet
olsun.
…
Kaldığım yere doğru hareket
ettim. Havanın soğuğu yine beni etkilemiş nefesim sıkışmıştı. Bu mevsim beni
olumsuz etkiliyordu. Sık sık nefesim daralıyor nefes açıcı ilacımı kullanmak
zorunda kalıyordum. Adımlarım babamın üzüntülü durumuna eşlik ediyordu. Ayrıca
annemi kaybetmenin verdiği derin ızdırabın içindeydim.
Annemin ruhunun kapıya geldiği
fikri belirdi birden. Olabilir miydi böyle bir şey? Yok, canım daha neler… Akli
dengemi mi kaybediyordum bu şehirde? Gökyüzüne baktım daha sonra ne kadar mavi
olduğunu fark ettim. Derin bir soğuk İstanbul havası çektim içime. Koltukaltımdaki
birkaç defter yere düşmüştü o esnada. Usulca aldım yerden, eve varmak
üzereydim. Aslında buna ev denmezdi. Bir odası, küçük tuvaleti ve banyosu olan
bir yerdi. Ama bir üniversite öğrencisi için saray sayılabilirdi rutubet kokusu
olmasa.
…
Lavantanın beni hayata tekrar
bağlayacağını bir tek tanrı bilebilirdi…
…
SERKAN BOĞA

.jpeg)
Yorumlar
Yorum Gönder